Bir Sizofrenin Anıları #1


–    Farkındayım, uzun zamandır seni ihmal ettim.

İyi bari farkında olman bile bir başlangıç…

–    Neyin başlangıcı?

Deliliğin.

–    Saçmalama, deli olmadığımı sen de biliyorsun. Zaten ne diye seninle konuşma ihtiyacı duyduysam artık…

Peki, ben sana bir soru sorayım; diyelim deli olduğun gerçeğini kabul ettin, bununla gurur duyarmıydın?

–    Aslında çoğu insan sahip olduğu “marjinal” bir hastalıkla övünür. Mesela şizofreni çok popüler bu aralar.

Ne yani!? Sırf arkadaşlarına, boynu bükük bir tavırla ‘ben deliyim, şizofrenim’ diyip sempati puanları toplamak için mi benimle konuşuyorsun?! Acınacak haldesin.

–    Hayır, acınacak halde olanlar derslere renkli eşofman altıyla giden erkeklerdir.

O konuda haklısın. Bir de eskimo çizmesi ile gezen kızlar.

–    UGG botları mı? Bazı kızlara yakışıyor ama… Mesela Miranda Kerr, Sienna Miller…

Sienna Miller çok güzel bir hatun, o hayvan Jude Law nasıl boşadı onu!

–    Jude Law hukuk bölümünü bitirmiş; ‘artık tek kanun “benim”’ demiş.

Ulan ne işgüzar adamsın! Hemen konudan konuya atlıyosun. Zaten hep senin yüzünden dikkatim dağılıyor.

–    İyi, belki de şizofren olan sensindir.

Birşey sorcam; sen “şizofreni”nin tanımını biliyomusun?

–    Yani, bu “The Beautiful Mind” diye bir film vardı, o filmde Russell Crowe gerçekte olmayan insanları görüyodu, sonra matematik denklemleri çözüyodu falan filan…

Peki sen beni görebiliyomusun?

–    Aslında çok ilginçtir bazen aynaya baktığımda seni de görüyorum.

Psikolojide yeni bir çağ başlatmışsın haberin yok.

–    Böyle gaz veriyosun sonra salak durumuna düşüyorum. Sen benim iyiliğimi mi istiyosun kötülüğümü mü? Hadi açık konuş…

Ben senin “banane” dediğinde olayları havale ettiğin kişiyim, bencilliğinle gurur duyduğun anlarda hortlarım, patavatsızlığının zirvesiyim, kininle beslenirim aynı zamanda şevkatinle de coşarım. Bazen de, kim bilir, belki de senin şeytan ikizinimdir. Hatırla o ortaokulda,  lisede piçlik yaptığın zamanlarda kendinle gurur duyuyor muydun? Anasınıfında bir kıza yumruk attığın günü dün gibi hatırlıyorum.

–    O istemeden olmuştu.

Peki pişman mısın?

–    Çok yüzeysel bir soru. Minimal bir dimadan bahsediyoruz. Korkmuştum tabi, kız deli gibi ağlamıştı, müdür de ağzıma sıçmıştı.

Sonuçta pişman değilsin ve bu anıyı yeri geldiğinde övünerek arkadaşlarına anlatıyosun.

–    Nereye getirmeye çalışıyosun?! Ben seni yeni yeni tanıyorum, o zamanlar sen yoktun. Bunu bana tabi ki sen yaptırmadın.

Bak ne dicem; sen nefes aldığın sürece senin yanında olucam, o yüzden benimle iyi geçin.

–    Parazit gibisin, ama içten içe seni sevmiyor da değilim.

Gey misin oğlum, ne biçim konuşuyosun?!

–    Gey değilim ama homofobikleri sevmem. George Michael’ı da tek geçerim.

Aklıma ne geldi; geçen gün arabanın önüne atlayan o deli evsize niye korna çalmadın?

–    İki soru arasında kaldım çünkü; korna çalıp onu insan yerine mi koysam ya da korna çalmayıp hayvan yerine mi?

Korna çalmadan da insan yerine koyabilirsin.

–    Sen yola atlayan kediye, köpeğe korna çalıyo musun? Çalmıyosun. Neden, çünkü onların medeniyetten haberi yok korna sesi onlara birşey ifade etmez. Ama yola atlayan bir insanı kornayla uyarırsın, en azından hatasının farkındadır.

Sen tam anlamıyla yontulmamış bir kerestesin.

–    Peki beni değirmeninde öğütür müsün?

Hayır…Çin ipeği dahi olsan senin değerin eşek kılı.

–    Ahhahahaha…İlahi…:)

O değil de, sende kesin ADD var…

Çağlar Ertuğrul

2 comments

  1. medine yazıcı (@mdnyzc) · December 26, 2012

    schizophrene yeaaaaa

  2. Zeynep Değirmenci (@rumeysad) · November 7, 2012

    Ellerine sağlık, çok hoş ve eğlenceli bir yazı olmuş. Devamını beklerim.

Comments are closed.